-8-
İşe alındığım gün arkadaşlarımla buluştum. Kesinlikle onlara müdürden falan bahsetmeyecektim. Müdür sadece müdür değilmiş maalesef aynı zaman da patronun oğlu, küçük patronmuş. Bir zengin çocukla fakir kızın aşkı eksikti başımda. Kesinlikle kimseye anlatmadan bu saçma sapan duyguyu bastırıp işime gidip gelecektim.
Ondan kızlara bahsetmemek en güzeliydi. Bende başladıklarını bilmedikleri bir şeyin sonunu merak edip sorma gereği duymayacaklardı ve bu gereksiz duygu, anlık vukuatlar listesinin tozlu raflarında yerini alacaktı.
Kendi içimde böyle bir strateji bulmuşluğun rahatlığını yaşarken kızlardan birinden gelen evli patronuna âşık olma itirafı kendimi unutturmuştu. Sadece kısık bir iç ses “inşallah benim ki evli değildir” diyebildi. Mantık sesimden feci bir fırça yedi sonrasında “sana ne evliyse bekârsa hem nerden senin oluyor elin adamı”.
Okul koridorlarında teneffüs saatlerinde ki yaşadığı platonik aşkları bile yıllarca unutamayan bünyelere göre evli bir adama aşık olmak kabustan da beterdi. Hele en gururlumuz olanın böyle bir kara sevdaya düşmesi hiç aklı karı değildi.
Herkes hayatının bir dönemin de büyük hatalar yapıp, yaşamın kalan kısmında yaptıklarından ötürü günah çıkarmaya adar ömrünü. Arkadaşımda kendi büyük hatasına doğru süratle ilerliyordu. Ve biz her ne kadar uyarıcı levha olsak da aşk sarhoşluğu kural tanımıyordu.
Acaba diyorum benim ruhum da mı var arabesk. Mutlu sonları mı sevmiyorum. Yâda sevmediğim şey sadece sonlar mı? O yüzden mi başlayamıyorum hiçbir şeye illa ki sonu var diye.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder