-1-
Düşündükçe yok oluyorum. O halde yokum…
Pamuk ipliği üzerine eğreti tutturduğumuz hayatımızın her döneminde, o ipte zaman zaman coşkuyla koşup çoğu zamanda korkarak aşağılara düşmemek için bakakaldığımız zamanları hepimiz yaşarız.
Hayattan korkup aşağılara bakmamak için mola verip kabuğuma, kendimi arama çabalarına düştüğüm günlerin birinde karşılaştım onunla. Oldukça tombul ve güvensiz kafası her daim toprağın altında bir deve kuşu tam karşımdaydı. Benden bile korkmuş kafasını çıkarıp bakmaya cesaret edememişti. Daha fazla zorlayamadım onu sanırım fazlası ona da haksızlık olacaktı. Hiç bir şey değişmezken sadece onun değişmesi de oldukça zordu. Hem çok da haksız sayılmazdı yaşadıklarını düşünürsek. Bu sefer de acımaya başladım ona yani kendime. Bu içsellik sıkmıştı. Biraz arabesk iyi giderdi haleti ruhuma. “Ağlatıp da gülene yazıklar olsun”
Şans rüzgârları hiçbir zaman bu deve kuşundan yana esmezken deve kuşunda ki bu güvensizlik normal miydi? Ya da kafa toprağın altında, beden toprağın dışında ne kadar daha yaşanırdı ki hayat.
Düşünmek dipsiz bir kuyu o yüzden fazla düşünenlerin aklını kaçırması gayet normal. Kendince aklını kaçırma noktasına gelip sonrasında düşünmekten ve hayattan vazgeçmiş biri olarak bunu rahatça söyleyebilirim sanırım.
Ne Platon ne de Sokrat gibi düşüncelere boğduğum yoktu kendimi. Onlar dünya üzerine düşünürken ben kendi dünyamın derdindeydim. Dünya benim dünyam keyif benim keyfim o zaman artık yönetimi ele alıp çocukluktan bugüne yaşadıklarım ve yaşayamadıklarım için kılıçlarımı çekip hayata hiç değilse bundan sonra istediğim kıvamda devam etmeliydim… Ama nasıl?
Komşumuz ‘kızım sen depresyondasın’ dediğin de başımla onayladım. Biliyordum bu depresyonu ben. Benim o korkak deve kuşum yüzündendi bu depresyon.
-Hadi yarın seninle psikiyatriste gidelim
-Olur
Belki de doktorun bana vereceği iki üç ilaç bu beni ben yapmama yeterdi kim bilira.t
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder