16 Ekim 2011 Pazar

ŞEYTANIN TOPUKLARI 24.BÖLÜM

                                                             -24-
 Kendimle ne kadar çeliştiğimi yazıya döktüğümde daha iyi anlıyorum.Allahtan bir tartışma platformunda değilim.Düşünsenize iki karşıt grubun olması gereken bir platform da ben sürekli değişen fikirlerimle saf değiştirerek milletin kafasını uzun yol otobüs yolcusuna çeviriyorum.Ki tartışma programlarında yapılan laf cambazlıklarıyla milletin beynini sulandıranların benden daha net olduklarını söylemekte doğru olmaz sanırım.
 Önyargılarımı kendim yapar kendim yıkarım. İlk görüş de giyilen kıyafetin renginden, saçın yapılış şekli bana sevmediğim birini hatırlatırsa vay geldi o kişinin haline. Sevmediğim o insana vekâlet edermiş gibi görüp öyle davranırım ona. Canım dostumu bulduğum karanlık kampüs binasında da aynı antipatiyi yaşamıştım.
 Ön sırada kayıt işlemlerini yapan çocuk okuyacağımız şehrin insanlarından çok uzaktı. Herkesin birbirine benzediği doğunun kalbi olan bu şehir de İstanbul’un sosyetik semtlerinin fırlamış gibi bir hali vardı.
 Dersler başladığında aynı sınıf da karşılaştığımız da ilerisi için “dostum” diye hitap edebileceğim insanın o olduğundan habersizdim. Hocalarla inatlaşmasını gereksiz bulsam da ileri de onun sadece hocalarla değil otorite olan ve dayatılan her şeyle sorunu olduğunu anladım. Sınırsız özgürlük ona da, bana da herkese istediği kadar tüm isteği buydu
 Onu tanımaya çalışmak şaşırmaya hazır olmak demekti. Ben onu tanımaya çalışırken o hiç tanımadığım benden bahsetmeye başladı bana. Yaşadıklarımı özetlemesine beni yargılamadan dinlemesine hayran kaldım. Onu tanıdıktan sonra önyargılı olmamayı başaramasam da az çok dizginliyorum ani tepkilerimi.
 Ne sigaralar yaktık birlikte, içimize sığmayan hayallerimiz dumanlarında boğuldu. En çok da ardı ardına yaktığımız sigaraları demlik demlik içtiğimiz çayla ıslatmayı sevdik. Birbirinden çok uzak iki kutup nasılda yakınlaşabiliyor.
a.t

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder