16 Ekim 2011 Pazar

ŞEYTANIN TOPUKLARI 25.BÖLÜM

                                                             -25-
 Yaşananlar sadece kılıf değiştiriyor. Ne zamanın ne mekânın ne de insanların değiştiği var. Her şey aynı. Tüm duygular. Geçmiş geçmişte kalınca değerli oluyor birden bire. Yaşarken anlamsız boşluklarında kaybolduğumuz anılar “hey gidi günler hey” dedirtiyor eskiyince albümümüzde ki resimler. Hey sen !koca kafalı anla artık, değişmedin bir dönüşüm geçirdiğin ve suret değiştirdiğin hakikat, fakat özün aynı öz.Eşeğe altın semer vurma hadisesi değil!Boz eşeği beyaza boyayıp satma meselesi.Kandırmasan artık kendini.Maskelerini hani herkese farklı farklı takındığı o boyalı komik sensiz suratları bir tarafa atsan da sen bir taraf olsan keşke.Bir dava adamı mesela.Mesela; vakti zamanında bir çok sofrada ekmek yedirten ayakkabı boyacılığının yok oluşuna ada kendini. Çocukluğunda zar zor sahip olduğun sonra da elinden kaçırıverdiğin uçan balonculuk mesleği mesela. 
a.t

ŞEYTANIN TOPUKLARI 24.BÖLÜM

                                                             -24-
 Kendimle ne kadar çeliştiğimi yazıya döktüğümde daha iyi anlıyorum.Allahtan bir tartışma platformunda değilim.Düşünsenize iki karşıt grubun olması gereken bir platform da ben sürekli değişen fikirlerimle saf değiştirerek milletin kafasını uzun yol otobüs yolcusuna çeviriyorum.Ki tartışma programlarında yapılan laf cambazlıklarıyla milletin beynini sulandıranların benden daha net olduklarını söylemekte doğru olmaz sanırım.
 Önyargılarımı kendim yapar kendim yıkarım. İlk görüş de giyilen kıyafetin renginden, saçın yapılış şekli bana sevmediğim birini hatırlatırsa vay geldi o kişinin haline. Sevmediğim o insana vekâlet edermiş gibi görüp öyle davranırım ona. Canım dostumu bulduğum karanlık kampüs binasında da aynı antipatiyi yaşamıştım.
 Ön sırada kayıt işlemlerini yapan çocuk okuyacağımız şehrin insanlarından çok uzaktı. Herkesin birbirine benzediği doğunun kalbi olan bu şehir de İstanbul’un sosyetik semtlerinin fırlamış gibi bir hali vardı.
 Dersler başladığında aynı sınıf da karşılaştığımız da ilerisi için “dostum” diye hitap edebileceğim insanın o olduğundan habersizdim. Hocalarla inatlaşmasını gereksiz bulsam da ileri de onun sadece hocalarla değil otorite olan ve dayatılan her şeyle sorunu olduğunu anladım. Sınırsız özgürlük ona da, bana da herkese istediği kadar tüm isteği buydu
 Onu tanımaya çalışmak şaşırmaya hazır olmak demekti. Ben onu tanımaya çalışırken o hiç tanımadığım benden bahsetmeye başladı bana. Yaşadıklarımı özetlemesine beni yargılamadan dinlemesine hayran kaldım. Onu tanıdıktan sonra önyargılı olmamayı başaramasam da az çok dizginliyorum ani tepkilerimi.
 Ne sigaralar yaktık birlikte, içimize sığmayan hayallerimiz dumanlarında boğuldu. En çok da ardı ardına yaktığımız sigaraları demlik demlik içtiğimiz çayla ıslatmayı sevdik. Birbirinden çok uzak iki kutup nasılda yakınlaşabiliyor.
a.t

ŞEYTANIN TOPUKLARI 23.BÖLÜM

                                                                   -23-
 Hayatta her şeye geç kaldığımı hissediyorum. Tüm sevinçlere, aşklarıma, başarılarıma.Geç kalma hali öteden beri sirayet etmiştir kişiliğime.Bekletilmeyi de bekletmeyi de sevmem oysa.
 Lise hayatım boyunca her gün ilk derse asgari on dakika geç kalmak alışkanlık olmuştu. Derse vaktinde gidince o gün benim için bitmek bilmez, yapmam gerekenden fazla bir iş yapmış hissine kapılırdım. Bu alışkanlık gündelik hayatımda da etkisini gösterince eş dost fazlasıyla şikâyet eder oldu. Bir dönem tüm buluşmalara vaktinde gitmeyi denedim. Bu kez bekleyen taraf olmuştum. Aman Allah’ım assolistlikten piyanist şantörlüğe iniş!
 Makûs talihimle de bu bekletmeler neticesi aram açıldı. O zaman bu zamandır şansı sayıklıyorum. Şeytanı savunmasız yakaladığım yerler de elimden kaçırıyorum. Şansın doğru zaman da doğru yerde olmak gerekliliği su götürmez bir gerçek fakat doğru zamana doğru mekâna seni iteleyen yine şans faktörü olsa gerek.
a.t

ŞEYTANIN TOPUKLARI 22.BÖLÜM

                                                             -22-

 Kuruntularım, çaresizliğim ve “O”.Altından üçü bir yerde olmuşlarda boynuma takmışım sanki. Her biri ayrı türkü tutturmuş, bulunduğum sonsuz alternatifli yol kavşağında beni oyana bu yana çekeliyorlar. Ben kararsız kalıp olduğum yerde duruyorum. Yolların hepsi birbirine benziyor sanki hepsinin vardığı sonsa çıkmaz.
 Gönül denen harabeye kimler gelip kimler kurulursa kurulsun en utulmazı olan “O” her kimse derin hatıralar bırakır o harabe de. Her gidenden bir iz kalmaz kimileri hatırlanmaz bile. “O” kaçıncı rüyasında olursa olsun sen ayaktayken gecenin bir yarısı baktığın her yerde onu görebilirsin ansızın. Belli aralıklarla hortlar “O”, sevimli bakışlarını hatırlarsın birden, sesinin serseri tınısı kulağındadır. Ayak sesleri bile hafızanın özenle saklanmış kutusundan çıkarılır. Fotoğraflarına bakmak bile yürek ister böyle zamanlarda. Baktıkça bakasın gelir sonra.
  Yaşanmamışlıklar sayesinde bilemediğin gerçek yüzü sana hiçbir zaman acı çektirmez. Bu yüzden o harabe de ki hayaleti daha da sağlamlaşır “O”nun. Bu yüzdendir ki kim girmeye kalksa o harabeye bir hayaletin varlığıyla tedirgin olur. Bir hayaletle başa çıkmayı göze alamaz geldiğinden daha silik olur gidişi. Sevinirsin sen ve “O” baş başa kalmışsınızdır yine.
a.t

ŞEYTANIN TOPUKLARI 21.BÖLÜM

                                                                 -21-

  İlkler unutulmaz… Senin hatırlamadığın ilklerin, kucağında büyüdüklerinin hafızalarına kazınır. Yeğenimin kokusunu içime çekerken kendi ilklerimi düşündüm bugün. İlk ayakkabılarım (nasıllardı acaba),ilk kez kimin yanında yürüdüm, ilk düşüşüm, ilk aşkım, ilk nefretim…
  İlk nefret deyince duraksayıverdim. Nefret çocuksulukdan çok uzak bir duygu. Nefret edilen kişi sizi büyük ihtimalle maddi ya da manevi zarara uğratmış olmalı… Kim, kim, kim… Bulduğum da çok düşünmemiş olmama şaşırdım. Bulduğumu düşündüğüm yaşı hatırlayınca tüylerim ürperdi.
 Yedi – sekiz yaşlarında henüz küçücük bir çocukken nefret ettiğim sınıf arkadaşımı hatırladım. Nefretler büyütür insanı. Benim yedi – sekiz yaşlarında büyümeme sebep olduğu için bir kez de bu kocaman kız halimle nefret ettim o ufaklıktan…
 Nefret olayının öncesinde size “bir ilkokul öğrencisinin öğretmenini hayatının merkezinde gördüğünü” hatırlatmak isterim. Nefret duygularımın fitilini gizlice tutuşturan ufaklık hastalık bahanesiyle okula gelemediği gün için benden defterimi almıştı. Geri getirmesini söylediğim halde getirmemişti. Geç saatlere kadar oyun oynadıktan sonra aklıma gelen defteri almam artık mümkün değildi. O kızgınlıkla ertesi gün okulda öğretmenime defterimin onda oluşundan ötürü ödevimi yapamadığımı anlatırken, nefret edilen şahsın beni yalanlamasıyla başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Hem ödevimi yapmamıştım hem de iftirayla yalancı pozisyonuna düşürülmüştüm.
 Öğretmenimiz hangimize inandı bilmiyorum. Bildiğim tek gerçek içim de ki özgürlük ateşinden beter yanan ve o günden bu güne içine sayısız dost bildiklerim ve sözde arkadaşlarımı gözümü kırpmadan attığım ateşin koca bir volkan olduğudur.
 Etna’mın ateşine atılanların canlarının hiç yanmadığına eminim. Canı yanan insan neden yandığını merak eder. Hal böyleyken kendimi yaz kış cehennem sıcaklığında bunalırken buluyorum. Nefret beni tüketirken, yaktıklarımın küllerinden yeniden doğuşlarını izlemek nefretimden nefret ettiriyor.
a.t

ŞEYTANIN TOPUKLARI 20.BÖLÜM

                                                              -20-

 Depresyonumun tavan yaptığı dönemlerde geceler benim huzura doyduğum zaman dilimleri olur. Böyle zamanlar da ancak kendi küçük dünyamın at gözlüklerini atabilirim kenara. Günün aydınlığı sadece aynaya bakma şansı veriyor insana. Geceler öyle değil. Geceler başka. Daha duyarlı oluyor insan, hayata diğer insanlara ve diğer hayatlara.
 Gündüzleri sadece kendi hayatımın dertleriyle boğuşup beni gecelerin kollarına atan depresyon belki de egoist damarlarımda ki kanı akıtıyordur. Böyle düşüncelere daldığım gecelerin birinde balkonda sigaramı içip gündüze oranla sevimli bulduğum köpekleri izlerken “kendimi balkondan atsam ne olur” diye geçirdim içimden. Hayır. İntihar meyilli değilim. Sadece ölümü merak ettiğimden.
 Ölmek fiilinin yok olma anlamına gelmediğine şükür ki inanıyorum. Merakımda bu yüzden. Kendi ölümünü düşünmek kimsenin içini açmaz benim de açmadı tabi.
 Başkalarının intiharlarını düşünmeye koyuldum. Okuduğum haberlerden hafızamda kalan yaşlısı, genci, okumuşu, cahili intihar vakaları. Neden? Meraktan mı? Bana göre intihar etmek bindiğin şehir içi dolmuşu ineceğin durağa varmadan, inmeye kalkıp kendini zora sokmaya benziyor. Sonuç da yaşanan her gün ölüme yaklaştırmıyor mu insanı? Bu acele neden?
 Ölüm düşüncesi başkalarının üzerine de kurulsa ürkütüyor insanı vazgeçiyorum düşünmekten filozof muyum canım ben…
 Benim vermem gereken kilolarım, sahip olmam gereken kariyerim, girmem gereken sınavlarım ve nice ümitlerim var. Ölüm! Aklımdan bile geçme!…
a.t

ŞEYTANIN TOPUKLARI 19.BÖLÜM

                                                                -19-

  Dünyada fazlalıkmışım gibi hissettiğim zamanlar çok olur. Gel gitlerimin beni aynı sahillere vurması belli aralıklarla tekrarlanır. İnsan düşlerine hasret yaşaya yaşaya şansa kadere kendine küserken umut etmekten yorulmuş atar kendini boşluğun tekli koltuğuna. Böyle zamanlar da iki üç kişilik koltuklar gereksizdir. Çünkü yalnız bırakırlar seni. Kaybetmişliğini kimse paylaşmak istemez seninle. Yanlız yaşamalısın. Sanki sana ders vermek için sessiz bir sözleşme yapmıştır, uzak yakınların.
 Oturduğun koltukta züğürt tesellileri bularak kendince hırslanıp tam ayağa kalkacakken, ayağının tökezlemesi işin acısının bol isotlu olduğu kısımdır. O koltuk bataklığındır senin çırpındıkça boğulduğun.
 Bataklığın tamamen senin eserindir. Çocukken çok isteyip de anneni almaya bir türlü ikna edemediğin bisiklet ve patenler vardır mesela o çamurda. Çok güvendiğinin arkadaşının bakışlarında bulduğun hainlikle de göz göze getirebilir seni o bataklık da. Babanın senden yana ümitlerini çamura bulanmış kırık dökük bulabilirsin aynı yerde.
 O bataklık oturduğun koltuk da adeta seni kuşatan ipler olur her hareketinde seni hızlıca oturtur yerine.
  

ŞEYTANIN TOPUKLARI 18.BÖLÜM

                                                       -18-

 Çocukken annemin yemek yemem için attığı taklaları hatırlayıp motive oluyorum. Ne güzel günlerdi. Artık tersi durum yaşanırken ana yüreği evladının aç kalmasına yine dayanamıyor. Çok iddialı başladığım diyetler annemin bilinçli, bilinçsiz sevdiğim yemekleri yapmasıyla son buluyor.
 Çocukluk yıllarına bu kadar derinden inmişken ilk aşktan bahsetmemek olmaz. Apartmanca kalabalık bir çocuk topluluğuyduk kızların çokluğuyla kız yurduna benzeyen apartmanda aynı çatı altında büyük bir evde yaşıyormuş gibiydik. Herkesin pijamalarıyla birbirinin evine girebildiği, ocaktaki yemeklere izinsizce bakalabildiği, herkesin (olursa) kıyafetlerini ortak kullandığı sosyeteye göre kenar mahalle, kenar mahalleye göre sosyete apartmanı.
 Ben ilk aşkımı yaşarken Tarkan onu belki de star olmaya taşıyan albümünü çıkarmıştı. Yakalarsa sulu sulu öpeceğini ima ettiği şarkısını son ses açıp karşı apartmanda oturan aşkımın cama çıkmasını beklerdim. Evimizin balkonunu bekleme salonuna çevirirken yanımda ki sandalyeler de aynı cama aynı surete aşık oluverdi.
 Her şeyi paylaşıp da aşkı paylaşmamak olmazdı. Arkadaşlık paylaşmaktan geçerdi ne de olsa. Ben ve iki arkadaşım bu şekilde kendimizce paylaşıyorduk aşkımızı çocukluğun saflığıyla. Çocukluk işte. Herşeyin nasıl başlanırsa öyle devam edeceğine inan biri olarak aşk hayatımın ışıltısızlığını ilk aşkıma bağlıyorum.
 İki arkadaşım yanında o kadar sönüktüm ki farkındaydım onun benim farkıma varamayacağını. Keşke o zaman bu kadar farkında olmasaydım da saçma sapan ümitlendirseydim kendimi. Kısa zaman da haklı çıkınca ilerisi için büyük ön yargılarımı sağlam temellere oturttum. Be çocuk iki arkadaşıma da çıkma teklif ettin ne vardı öylesine bana da çıkma teklif etseydin. Sayende aşamıyorum ön yargılarımı.

ŞEYTANIN TOPUKLARI 17.BÖLÜM

                                                                -17-

  Bilgisayar başında çocuk oyunlarından birine kendini kaptırıp, müzik oynatıcınızda ki şarkıyı değiştirmeye üşendiğiniz için defalarca aynı şarkıyı dinlediğiniz olur mu? Şahsen ben bunu çok sık yaşarım. Sonra o şarkıyı dinlemek alışkanlık haline gelir uzun bir süre tiryakisi olurum o şarkının.
 Şans, şeytan, uğurlarım, takıntılarım ve ben… Baş başa bir gün geçiriyoruz. Sabahtan beri oto kontrolümü sağlamaya çalışıyorum. Dengeli bir ruh haline bürünüp normal bir insan olmalıyım diye çok zorladım kendimi. Olmuyor. Olmuyor.
 Kendimle yüzleşirken beni mutsuz eden alışkanlıklarım, yaşanmışlıklarım ve kişiliğimle yüzleşirken konu dönüp dolaşıp kilolarıma geliyor. Tartı başında al al mor mor kalıyorum. Yıllarıdır her gün başlayıp hızla bitirdiğim sayısız diyet fikri kafam da sırasıyla parlıyor.
 Son dönemlerde yaşadığım bir sorun değil bu aslında. Çok zayıf bir çocukluk döneminden sonra ergenlikle beraber alınan kilolarımın eski bir tarihi var. Aynı kaderi yaşadığım yakın arkadaşımla birbirimize verdiğimiz sözlerin, anlaştığımız tarihlerin haddi hesabı yok.
 -Bu bayrama kadar zayıflamam lazım…
 -Bu doğum günüme kadar kesinlikle en az 10 kilo vereceğim…
 -Ablamın düğünün de bu halde olursam intihar edeceğim (etmedim!)
 -Yaza kadar artık zayıflayalım tosunum yazın kilolar hiç çekilmiyor(tabi)
 -Kızım yaşlanıyoruz artık kendi düğünümüzde de şişman olursak yuh artık bize
  Bizi gaza getirmek için kendimizce sayısız neden bulabiliriz. Tabi bu nedenler nedense her yemek sonrası tok mideler ile zekice bulunur bir daha ki açlık krizine kadar uzatılıp, kendi iradesizliğime kızarak sinirlerimizin bozulmasına, dolayısıyla da normalden daha kısa süre de buzdolabı başında olmamızla neden olur.
  Zayıflamak ve kilolar üzerine kafayı yakıp, felsefi cümleler kurduğumuz ilginç saplantılar yaptığımız da çok olmuştur. “Neden kilolu kadınlar seksi olmaz da erotik olurlar”. “Neden şişman kadınlar güzel değil de sevimlidirler”. Her şeyi doğru bilen atalarımız kadının kalçalısının makbul olduğunu ya da bir dirhem etin bin ayıp örteceğini söylediği halde atalarımıza yapılan bugünkü saygısızlığın temeli nereye dayandırılmalı. Dünyanın aç kalmak zorunda olan toplulukları hariç modayı az çok takip edebilecek düzeydeki bayanları kiloluyken, açlara hitap eden sıfır beden moda anlayışı nerden çıkmıştır. Yaşasın orta çağ güzellik kavramı.
 Enteresan bir nokta daha var ki  kendimizi zayıflayınca ne kadar güzel olacağımıza inandırmışsak birkaç kilo verip de dünya güzeli muamelesi göremeyince kendimizi ayrı bir kötü hissetmemiz.

ŞEYTANIN TOPUKLARI 16.BÖLÜM

                                                                  -16-

  Siyah – beyaz hayatlarımıza renk getiren, adıyla babamın hatırasını koruyan yeğenim geldi de güzel şeylerin olabileceğine dair umutlarımı yeşertiverdi.
  Hastane koridorlarında hemşirenin yeşil bir çarşafta “sizin bebeğiniz” demesiyle hepimiz kendimizi camlı bölmenin önüne attık. Yaptığı her hareketin bilinçsiz olduğunu bilsek de anlamlar yükledik kendimizce. Kocaman gözleriyle bize bakıyordu. Asık suratı “rahatımı bozdunuz” der gibiydi. İlk gülümsemesini ben gördüm. Teyzesinin umuduydu o ve teyzesi onun uğuruna derinden inanıyordu. Şansım olmasa da uğurum vardı artık. Küçük bir bebeğe hayatına merhaba dediği ilk gün bir sorumluluk yüklemiştim bile. Ne yapıp edecek bana uğur getirecekti. Hayat gerçekten de zor ve çekilmez olmalı onun için.
 Teyzesine uğurlu yeğen olma zorunluluğu, dedesini ölümü düşünmekten kurtaracak hayat umudu, anaannesinin eşinin hatıralarını ismiyle her fırsatta hatırlamasını sağlayacak not pat, anne-babasına hayırlı evlat, kuzenlerinin gelişiyle pabuçlarını dama attırtması yüzünden düşman… Çok önemli ve birbirinden çok farklı statülerle hayata merhaba dedi benim küçük sevgilim. 

ŞEYTANIN TOPUKLARI 15.BÖLÜM

                                                            -15-

   Çocukluğum sıradan günlerini özler olmuştum son dönemlerde. Neden her şey bu kadar çabuk ve çok değişiyor. İstem dışı değişimlerin faturasını ödemek daha da ağır. Çocukluğumun hayal kırıklığı bir gençlik yaşadığım. Ya hayallerim çok uçuktu ya da hayallerimle aramda olan uçurumu kendim büyüttüm. Artık tüm düşler anlamsız hayaller yarımken neye tutunmalıydı bu yürek. Kendi boşluğuna bırakıverdi kendini usulca.
  İçimde kendimi öldürüşümden kimsenin haberi olmadı. Tüm yaşananların ardından bir ben ölürken ben olmayan başka bir ben çıktı ortaya. Kendimi ben bile sevmezken başka birinin sevebilme ihtimali sanki içimi kıpırdattı. Hem bu sefer görünen aşk çok da imkânsız değildi.Kendisine ben “hata” diyorum, içimde onun dedikodusunu yaparken.,
 “Hatamla”, babamı kaybettiğimiz senin yaz aylarında tanıştım. Yaz yağmuru gibi iyi geldi ilk başlardı. Sonrası muson yağmurları. İnsanları tanımakta acele etmenin faturasını neredeyse yanlış bir evlilikle noktalayacaktım ki yaşadığım hipnoz halinden yaka paça dışarı attım kendimi. “Hatam” en büyük tecrübem oldu. Hayat üzerine ne kadar da azmış bildiklerim dedirtti bana.

ŞEYTANIN TOPUKLARI 14.BÖLÜM

                                                               -14-

 İşten ayrılma sonrası tanıdık depresyon sendromlarını ufak ufak yaşamaya başladım. Babamın hastalık seyrinin ağırlaşması başka üzüntü aratmayacak yoğunluktaydı. On beş günü bulmayan hastane sürecinin geri sayım olduğunu ilk günden belliydi aslında.
 Rutin kontrolleri için hastaneye giderken yüzüme bakmadı. Çok sıkıntılıydı. Her zamankinden farklı. Bu gidişin dönüşünün olmadığının o da ben de farkındaydık. Duygusallığı yaşayamayan baba- kız olarak hiç bir şey yokmuş gibi davranmak bize en yakışan tavır olsa gerek.
 Ölüme ne kadar hazırlıklı olabilirse insan o kadar hazırdık. Hastanen onkoloji servisinin bulunduğu hastane binasında her gün en az bir ailenin hayatı alt üst oluyor koridorlar gidenlerin ardından kalanların çığlıklarını adeta hapsediyordu. Diğer hastaların odalarının kapıları kapanarak ölümün soğuk sesinden onları korumak isteniyordu sanki.
 Biz bu seslerden on beş gün boyu korumaya çalıştık babamı. On beşinci günün sonunda o sesin sahipleriydik. Görüyorduk gözümüzün önünde eridiğini, biliyorduk yakın zamanda karşılaşacağımız gerçeği. İnsanların ciğeri nasıl yanar işte o gece anladım. Ciğerim kalbim yangın yangın. Kendimi birçok yönümle babama benzetirim. Onun gibi gözyaşlarım çok derindedir benim. Kendimi yakarım gözyaşlarımla kimselere göstermeden.
  Babannemin cenazesinde babamın gözünden tek yaş aktığını görmemiştim. Çocuk aklımla ölenin ardından ağlamamanın doğru olduğunu düşündürdü demek ki bu hali beni. Yedi gün boyunca sevenlerimiz yalnız bırakmadı bizi. Sonrasında herkes köşesine çekildi. Evin direği artık yanımızda değildi.
 a.t

ŞEYTANIN TOPUKLARI 13.BÖLÜM

                                                                  -13-
-Eee! Sonra !
 İşten ayrıldıktan birkaç ay sonra, bazen bana kendini sevdiren bazen de sonsuza kadar kurtulmak istediğim şehrimin kalabalık caddelerinden birinde eğer erken fark edip, kendimi önüme gelen ilk mağazaya atmasaydım burun buruna karşılaşacaktık.
 Kızmıyorum kendime bunun için iyi ki de kaçmışım o gün. Ne değişecekti ki göz göze gelince. Belki konuşmayacaktı bile. Görmezlikten de gelebilirdi. Artık o benim mazimde kalan derin yara olacaktı ve asla ben istemeden kanamayacaktı.
a.t

ŞEYTANIN TOPUKLARI 12.BÖLÜM

                                                                    -12-

  Tavşanlar dağa neden küserler. Acaba tavşanlarda dağlara aşık olurlar mı? O günden sonra ne ayak seslerinden tanımaya çalıştım O'nu ne de açılan kapı sesinde gelenin kim olduğunu merak ettim.
  Ayrılık kararımın küçük ateşini yakmamı sağlayan bir iş arkadaşı tartışması sonucu onu işyerinden çıkmak üzereyken yakaladım. Beklediğimden daha alakalı hali kafam da yine soru işaretli belkiler doğursa da oralı olmadım. Kararımı vermiştim. Kötü bile olsa karar karardır.
a.t

ŞEYTANIN TOPUKLARI 11.BÖLÜM

                                                                     -11-

    İlkokul öğretmenimiz bizi çocuğundan ayırmazdı. Buna eminim çünkü kendi çocuğa da bizimle aynı sınıftaydı. Fen bilgisi derslerinde iç organlarını göstermek için getirttiği tavuğu köşede ki lokantaya gönderip teneffüste hepimize ziyafet çektirecek de pratik bir zekâya sahipti.
   Öğretmenler gününde hediye götürmemizi istemezdi. “Büyüyüp kendi paranızla hediyeler alırsınız bana” derdi hep. Nasıl hırslanırdım. Bir an önce büyüyüp çok paralar kazanmalı ve öğretmenime hediyeler almalıydım.
   Hayat bilgisi derslerinde bizi çoğu zaman örneklerle hayata hazırlardı. “Çocuklar idealleriniz olsun hayatta. Hangi konuda olursa olsun. Benim çocukluk arkadaşıma büyüyünce ne olacaksın diye ne zaman sorsalar subay karısı olacağını söylerdi. Her söylediğinde güldürürdü milleti. Arkadaşım gerçekten de bir subayla evlendi!. Ne isterseniz hayat size onu verir!. İdeallerinize sahip çıkın”
  Öğretmenimiz bu konuşmayı yaptığından beri geçen süre de idealler aradım kendime hala arıyorum. Bir gün bulacağım.
  İdeallerimi ve kendimi bulduğum zamanlar gelirse yanımda kimler olacak bilmiyorum. Kimlerin olmayacağı belli. Babam ve öğretmenim. Çocukluğumda adam olacak çocuk olduğuma en çok inanlar belki şu an gökyüzünden bakıyorlar bana.
  Babamın vefatından önce öğrendim öğretmenimin vefatını. Üniversiteyi bitirmiştim. İyi bir işim olmadan çıkmayacaktım karşısına. Zaman benden yana davranmadı. Ben çıkamadan karşısına yok olan geniş zamanların ardına, hatıralarımın hatırı sayılır sayfalarının arasında kalakaldı öğretmenim.
a.t

ŞEYTANIN TOPUKLARI 10.BÖLÜM


             -10-

  Belkiler hayatı yaşanır kılarken keşkeler yiyip bitirir insanın içini. Aslında istediğim hislerimin karşılığının olması değildi. Sadece bende ki duygular bitse yetecekti bana. Artık babam için de olsa duracak sabrım kalmamıştı. Biri bir şey dese de kafam da netleşseydi her şey. Sonrası önemli değil. Önemli olan kendime haklılığımı ispat edebilmemdi. Çekim yasasının hangi maddesiyle güçleri harekete geçirdiysem artık istediğim bahaneye ulaşmıştım.
  Olağan toplantıların birinde bana “ben ne anlatıyorum güzel kardeşim” diyerek kükremesi bahanelerin en güzeliydi. Hadi bağırıyorsun anladık nerden kardeş oluyoruz. Güzel diyorsun arada bu da iltifat olarak kabul edilebilir mi bilmiyorum.
 Cebim de bahanem moraran suratımla çıktım odadan. Allah’ım bahanemi seveyim. Ben. Güzel kardeş. İçimde Sezen şarkıları

 Ben senin hayatından gittim oğlum
Hadi yerime koy birini koyabilirsen
Ben senin hayatından gittim oğlum
Hadi dur o sarı odalarda durabilirsen

Kendime çıkma gerekliliğini ispat ettikten sonra birkaç gün süre verdim. Tavşanın dağa küsmesi dağ için küçük tavşan için büyük bir adım ne de olsa. Hele ki tavşan dağa bu kadar âşıkken…
a.t

ŞEYTANIN TOPUKLARI 9.BÖLÜM

                                                       -9-

  İş ortamı son derece stresliydi. Her iş yerinde olduğu gibi yeniler dışlanıp eskilerin saflarını sıklaştırdığı bir atmosferde var olma çabası can sıkıcıydı. Hele ki o sözde atlattığım anlık duygu her görüşte kalp çarpıntısına dönüşünce çekilmez bir hal alıyordu.
  “Nasılsa bir gün itici bir hareketini görür soğurum.” Ben de böyle haller çok vardır. Arkadaşlıklarım da çok basit bir hareketiyle arkamda bıraktıklarım hala kendilerinde boş yere hata ararlar. Sorun her zaman ki gibi kaynağında. Yani bende. Sorunun kaynağı da oluverdim.“Soruncu geldi hanım dertsiz başa dert sorunlar üretirim”
 Babamın hiç olmazsa hastalığında kızının istediği gibi kariyer peşinde bir tipmiş gibi görmesi en doğal hakkıydı. Bu işsizlik de mahkûm olduğum bu yerde babamın gönlünü edebilmek için çalışırken, tek sorun vardı  “O”.
 Beklediğim falsolu, itici hareket aylar boyu gelmedi. Her gün boyut değiştiren bu duygular hepten huzursuz etmeye başlamıştı beni.
  Yine kızlarla buluştuğumuz bir gün daha fazla dayanamayarak anlattım O’nu. İkisinden veto gelirken kendince yasak, platonik aşka düşmüş arkadaşım destek çıktı duygularıma. Oda da sesler birbirine karışırken her telden aklımda birkaç cümle kaldı.
-Salak mısın kızım sen! Adamın çevresin de o kadar kız var bakar mı sana!
-Yine mi imkânsız aşk! Patronla aşk mı moda
-Yaşamadan bilemezsin. Belki karşılığı vardır hissettiklerinin.
a.t

ŞEYTANIN TOPUKLARI 8.BÖLÜM

                                                                -8-

  İşe alındığım gün arkadaşlarımla buluştum. Kesinlikle onlara müdürden falan bahsetmeyecektim. Müdür sadece müdür değilmiş maalesef aynı zaman da patronun oğlu, küçük patronmuş. Bir zengin çocukla fakir kızın aşkı eksikti başımda. Kesinlikle kimseye anlatmadan bu saçma sapan duyguyu bastırıp işime gidip gelecektim.
 Ondan kızlara bahsetmemek en güzeliydi. Bende başladıklarını bilmedikleri bir şeyin sonunu merak edip sorma gereği duymayacaklardı ve bu gereksiz duygu, anlık vukuatlar listesinin tozlu raflarında yerini alacaktı.
 Kendi içimde böyle bir strateji bulmuşluğun rahatlığını yaşarken kızlardan birinden gelen evli patronuna âşık olma itirafı kendimi unutturmuştu. Sadece kısık bir iç ses “inşallah benim ki evli değildir” diyebildi. Mantık sesimden feci bir fırça yedi sonrasında “sana ne evliyse bekârsa hem nerden senin oluyor elin adamı”.
  Okul koridorlarında teneffüs saatlerinde ki yaşadığı platonik aşkları bile yıllarca unutamayan bünyelere göre evli bir adama aşık olmak kabustan da beterdi. Hele en gururlumuz olanın böyle bir kara sevdaya düşmesi hiç aklı karı değildi.
  Herkes hayatının bir dönemin de büyük hatalar yapıp, yaşamın kalan kısmında yaptıklarından ötürü günah çıkarmaya adar ömrünü. Arkadaşımda kendi büyük hatasına doğru süratle ilerliyordu. Ve biz her ne kadar uyarıcı levha olsak da aşk sarhoşluğu kural tanımıyordu.
               
 Acaba diyorum benim ruhum da mı var arabesk. Mutlu sonları mı sevmiyorum. Yâda sevmediğim şey sadece sonlar mı? O yüzden mi başlayamıyorum hiçbir şeye illa ki sonu var diye.

ŞEYTANIN TOPUKLARI 7.BÖLÜM

                -7-
   Hayatta kendimden başka kimlere zararım oldu bilmem. Ama kendimin hakkından çok iyi gelirim doğrusu. Kendimle olan bu kavganın başlangıcını ne tetiklediyse o gün bugün pek güvenmem kendime. Güvenilir değilim. Ne zaman egoistliğimin dallarında dolansam, tepetaklak atıveririm kendimi yerlere.
  Bu his bana ilk denize girdiğim günü hatırlattı. Arkadaşımızın ailesine ait yazlığa birkaç kişi toplanarak gitmiştik. Beraber denize girdiğimizde hepsi bana yüzmeyi öğretmek için seferber olmuştu. Tam da biri başarıya ulaşacaktı ki ben hem kendimi hem de arkadaşımı sabote etmeyi başardım. Arkadaşımın beni tuttuğunu düşünüyordum, gözlerim kapalı su üstünde dururken arkadaşım beni cesaretlendiriyordu “çok güzel bak böyle duracaksın sadece, korkma ben buradayım”.Aradan geçen bir iki dakikalık boşluk da diğerlerini de bana bakmaları için yanımıza çağırmıştı. “Deminden beri tutmuyorum ben seni kendi kendine durabiliyorsun” dediğinde gözlerimi açtım. Hakikaten tutmuyordu beni.
 Normal bir insanın aklına ilk gelen “ başardım evet oley!” vs. olabilir. Tahmin edersiniz ki benim aklıma ilk gelen bu olmadı. “Allah Allah benim duramam lazım tutun beni tutun”.
  Yine de yılmadılar. Bir süre daha bana inatla yüzmeyi öğretmeye çalıştılar. O günden arda kalan hatıralar da birinin birkaç kez az kalsın boğulmasına sebep olmak ve diğerinin de bikinisinin üstünü çekeleyerek frikik vermesine sebep olmaktan başka saklı kalan bir şey olmadı aklımızın hatıra defterinde.
 Su üstünde durabiliyorken kendimi sabote etmeseydim, belki bu absürt hatıraların yerine bir yüzme kariyeri süsleyebilirdi kim bilir. İşte bu ben, hayatta başına her gelen iyi şey de “ bu olmamalıydı” diye başına gelene inanamayıp elinden kaçırırken. Her olumsuzluğa şefkatli bir ana gibi sahip çıkmıştır. Tek suç o kör şeytanın olmamalı.
 Acaba diyorum benim ruhum da mı var arabesk. Mutlu sonları mı sevmiyorum. Yâda sevmediğim şey sadece sonlar mı? O yüzden mi başlayamıyorum hiçbir şeye illa ki sonu var diye.

ŞEYTANIN TOPUKLARI 6.BÖLÜM

                                                          -6-

 Ya hep ya hiç. İşte hayat felsefen bu olursa, hep diye ağlar hiçliği yaşarsın. Ben bir hiçim, yaşadığım hiçlik ve sende benim için koskoca bir hiçsin. Ortasını bulmamaya programlanmış beynin asla azıyla mutlu olmaya çalışmaz. İşte böylesi bir mantıkla girdiğim iş yerinde, hem işi hem de aşkı bulup mutluluğa tavan yaptırıp tavanlarda derin yarıklar olmasını düşledim, bilincimin en ücra derinliklerinde. Mantık efendi dürtüp de “kızım aşk maşk lazım değil sana bul adam gibi bir iş” deyişle sıyrılıverdim hayallerden, hayaller zararlıydı her zaman çıkmazlara sokmamamış mıydı beni?
 Birkaç sene önce başkalarının yeni güne hazırladığı saatlerde ben dünden kalma beynimi resetlemek için yatağıma kurulurken arkadaşımın telefonu alt üst etti sabah mahmurluğumu. Benim için bir iş görüşmesi ayarlamış fakat bana haber vermeyi unuttuğu için acilen evden çıkmam gerektiğini anlatmıştı.
 Evdekilere haber vermeden attım kendimi sokağa söylenilen adresteydim. Tek sorun görüşmem gereken adamın adını hatırlamamamdı. Ünvanını söylemem yetti sekreter kıza.
  Genel Müdür henüz işe gelmemişti. Allah’ım iş görüşmelerinden nefret ediyorum. En çok da kendimi anlatmaktan. Ben tek başıma odayı gözden geçirirken içeri giren ellili yaşlarda ki adam haliyle beni biraz olsun rahatlatmıştı.
 Konuşmalarından oranın sahibi olduğunu sonradan anlayıp anlık bir şok yaşadıktan sonra Allah’ın parayı istediğine verdiğine bir kez daha tanık oluyordum. Anadolu şivesine ailem ötürü yakın olmama rağmen söylediklerinden tek anlayabildiğim “kızım güzelliğine güvenme sivilce yeter, benim de zenginliğime bir kıvılcım yeter” kısmı oldu. 
  Anadolu insanın güzellik tercihinin hala balıketlilerden olması benim için sevindiriciydi. Müstakbel patronum konuştukça coşuyor coştukça konuşuyordu. Allah’ım ne işim var burada. Patron olan o’ydu. Bu durumda da söyledikleri mecburen doğruydu. Patron yeni bir konuya geçmişken açılan odanın kapısıyla yerinden kalktı. Sonunda müdür gelmişti. Kapıya doğru baktım. İç ses “kızım sen buna âşık olursun”
  Kendimle çoğu kez iç kavgalar yaşasam da bu kez iç sesim çok haklıydı söylenecek pek bir şey yoktu.
   Patron odadan çıkarken müdür yerini almıştı tam karşımda. Allah’ım nasıl bir şey bu yakışıklı değil gibi ama bu hal, neden böyle bir his düştü ki içime. Kahretsin. Saplantılı aşklarımdan en az arkadaşlarım kadar kendimde bıkmıştım. “İnşallah almaz”.Neden olmayacak adamlara kayıyordu ki bu kalp.Hem mantık ne diyordu “sadece iş”.
  Sabah sevimsizliği bana benziyordu. Büyük ihtimal geceden kalmaydı. Sabah sabah iş görüşmesi için formunda değildi. Adımı sordu. Sustu. Sessizlik oldu. Size hiç uyumadığım zamanlar da ki psikolojimden bahsetmiştim. İşte bu hal ile sessizliği bozma gereği duydum. Kırılan potların altını çizmeme bile gerek yok.
   -Aldığım eğitime bakarsak yaşadığım şehirde iş bulamama mı anlamıyorum. Sizin rakiplerinize daha önce birkaç kez iş başvurusu yapmama rağmen bir sonuç alamadım. Özel kuruluşlar da bile hatır gönülle eleman alınması çok saçma.
   Evet! Saçma bir şeyler vardı ama bu benim kendi şahsımdaydı. Söylediğim gibi müstakbel platonik aşkım aynı zamanda da müdürüm henüz günü başlamadığından söylediklerimin üstünde durmadı. Bunun üzerine çantamdan özgeçmişimi çıkarırken diplomamı çıkarmam adamın önüne koymam sonrasında verdiğim tepki…
  Sonuç da işe alındım. Doğallığımla kazandım sanırım.
a.t

ŞEYTANIN TOPUKLARI 5.BÖLÜM

                                                                  -5-

Hamile ablamın yanında aldım soluğu. Kayın validesi, annem, eniştem müjde verir gibi yetiştirdim hepsine depresyonda oluşumu. Neydi ki bu depresyon. Günlük konuşmalar da çok kullanırız da hani gayet olağan karşılarız.

-Nasılsın?
-Sorma ya çok bunaldım depresyondayım sanırım.

Nasıl girilir hangi ara çıkılır bilinmez. Ansızın girilen bu depresyondan çıkmak şansa bırakılır genelde. Şans! Bazen bir aşk, iş ya da hayatında beni bulmaz diye düşündüğün mucizeler sana el uzatır. Daha önce gülmediyse bile ansızın gülüverir hayat birden. Sevinirsin “bu sefer şeytanın bacağını kırdım” diye.
 Yaşananlar boyut değiştirince anlarsın. Aslında şeytanın bacağını kırdığın falan yoktur. Aklınca şeytana taktığın çelme, şeytan tarafından ekarte edilip sana karşı feci bir hücum neticesinde muhakkak bir yenilgi yaşaman sonrası anlarsın olup biteni.
 Sonrası öncekinden daha derin bir depresyon. Fakat kaşarlanmış bir psikolojiyle toz kondurmazsın önce kendine. Yavaş yavaş içini kemiren kurt beynine ulaşınca acın büyük olur. “Ben demiştim”leri duymamak için elini ısırırsın, dilini ısırırsın fakat dayanılmaz olunca yaşananların hasarı başlarsın yaz yağmuru gibi usul usul dökülmeye duyacağın cevap hazırdır. “Ben demiştim”.
 Bir şeyler duymaktan ziyade anlatmaktır derdin. İsteyen istediğini söylesin. Kiminle konuşursan konuş aslında konuştuğun iç sesindir böyle zamanlar da. Ve karşındakinin haklılığı her zaman ki kadar acıtmaz canını.

 Depresyon boyut değiştirirken ne kendini ne de seni bu hale sokanları suçlamak, kesmemeye başlar seni. Sonra şansına küsersin. Fakat şansla arana her fırsatta giren o kör şeytan yok mu? Derinden kin beslersin ona. Madem bacağını kıramadık topuklarına sıktıralım hiç olmazsa diyerek dürter başka bir şeytan seni. Düşsel eylemler de mantık aranmaması ne güzel.

ŞEYTANIN TOPUKLARI 4.BÖLÜM

                                                             -4-

   Her kapıdan çıkan hasta sonrası bildik hastane diologları ‘hanımefendi sıra sizde değil ayıp değil mi’ ‘ben bir şey sorup çıkacağım’ şükür ki sıra bendeydi ve ben süzülüverdim içeri. Doktor hanım beklediğimden güler yüzlü çıktı. Tarzıyla biraz yurdum ev hanımlarını andırsa da sonuç da o oda da ve o sandalye de benim derdimi anlatmamı bekliyordu.
  “Ben geçen sene babamı kaybettim. Onun öncesinde de zaten iyi olduğum söylenemez fakat artık bitme noktasındayım”
Doktor araya girdi “Uyku düzensizliği sabah uyanamam hali yeme bozukluğu” bunların hepsinde “işte ben” diye kafamı sallarken “peki ağlama nöbetlerin oluyor mu” diye sorunca doktor “hayır ağlayamıyorum” dedikten hemen sonra ağlamaya başladım. İnsan kendisini daha başka nasıl sabote edebilir. Doktor “ne güzel ağlıyorsun ya” diye gözlerine inanırken ben kendimi susturmaya çalışarak yemin billâh ediyordum ağlayamadığıma.
   Doktorun yanından çıkana kadar ağladım. Sonuç olarak bir de doktorun ağzından depresyonda olduğumu duyup reçetemi alıp bir daha ki ay görüşmek üzere odadan çıktım. Bilimsel olarak da depresyonda olduğumu ispatladığıma göre artık rahat edebilirdim. Demek ki depresyondan çıkarsam olmak istediğim kişi olmama hiçbir engel yoktu. Demek ki ben aslında bu ben değildim. Demek ki düzelip sıradan insanlar arasına karışıp garipliklerimle kimsenin dikkatini çekmeyecektim.
 a.t

ŞEYTANIN TOPUKLARI 3.BÖLÜM

                                                                     -3-

  Babam oldukça konuşkan bir adam olmasına rağmen kendini ifade edemezdi. Çoğu zaman bakışlarıyla anlardık ne demek istediğini. Mesela misafire ikram edilenleri beğenmediyse, az bulduysa ya da ben olmayacak birinin yanında bir pot kırdıysam ya da ara sıra da olsa hoşuna gidecek bir şey yapabildiysem. Hatalarımızı misafirin gidişinin hemen peşine saklasa da benimle ya da abim ve ablamla gerçekten hiç gurur duydu mu bilmiyorum. Hiç söylemedi çünkü dediğim gibi sadece bakışlarından anlayabildik bazı zamanları.
   Oysa o gün sandalye de azimle babamı iteleyerek götüren hademeye inat durdu zaman. Babamın gözleri beni seçti hastane bahçesinde. Daha önce hiç görmediğim o bakış ve o duruş. Biraz çocuksu biraz ürkek anlatamam ki size bana neler hissettirdiğini.
a.t

ŞEYTANIN TOPUKLARI 2.BÖLÜM

-2-

  Üç – dört sene öncesinden kalma başarısız bir girişimde bulunmuştum psikiyatrist konusunda. Kapısına kadar gidip aniden karar değiştirip anneme ‘ya ben girmeyeceğim’ deyip hastaneden dönerken annemden bir dizi sevgi sözcüğü işitmek zorunda kalmıştım. Haklıydı kadıncağız. O an o kapıdan içeri girmekten beni alıkoyan düşünceler nelerdi hatırlamıyorum. Kendimi az çok tanıdığımdan size şunları söyleyebilirim, içimde sadece benim bildiğim beni başka birine anlatmak istememem olası yüksek ihtimal. Onun dışında hiç tanımadığın bir insana başkaları için küçük benim için büyük sorunlarını anlatmama isteği de olabilir. Ve de en önemlisi beni mutsuz eden hayal kırıklılıklarıma o ne yapabilir ki düşüncesi de olabilir.
  Komşu teyzemiz annem gibi kafaya alabileceğim bir kadın olmadığı için ertesi sabah, onu ekmek gibi bir şansım yoktu. Bütün geceyi uykusuz geçirerek ertesi sabaha uykulu fakat hazır olarak çıktım karşısına.
  Sabaha kadar uyumadan oturduğum çok olmuştur. Karışık ve eğlenceli bir psikolojiye bürünüyorum böyle zamanlarda. Daha eğlenceli, daha sabırlı, daha mantıksız normal halime göre, bu dahalardan koca bir liste yapabilirim size. İşte uykusuzluğun verdiği bu halle hastane koridorlarında beklemeye başladık.
 Tekerlikli sandalyeler de taşınan erkek hastaların her halinde babamı gördüm. Yanından sigara içmek için hastane bahçesine çıkıp bahçede sağa sola bakınırken babamın hademe ve abim tarafından başka bir hastane binasına taşınırkenki hali ve bana bakışını tekrar tekrar yaşadım onlarda…
 a.t

ŞEYTANIN TOPUKLARI 1.BÖLÜM


                                                            -1-

Düşündükçe yok oluyorum. O halde yokum…
 Pamuk ipliği üzerine eğreti tutturduğumuz hayatımızın her döneminde, o ipte zaman zaman coşkuyla koşup çoğu zamanda korkarak aşağılara düşmemek için bakakaldığımız zamanları hepimiz yaşarız.
 Hayattan korkup aşağılara bakmamak için mola verip kabuğuma, kendimi arama çabalarına düştüğüm günlerin birinde karşılaştım onunla. Oldukça tombul ve güvensiz kafası her daim toprağın altında bir deve kuşu tam karşımdaydı. Benden bile korkmuş kafasını çıkarıp bakmaya cesaret edememişti. Daha fazla zorlayamadım onu sanırım fazlası ona da haksızlık olacaktı. Hiç bir şey değişmezken sadece onun değişmesi de oldukça zordu. Hem çok da haksız sayılmazdı yaşadıklarını düşünürsek. Bu sefer de acımaya başladım ona yani kendime. Bu içsellik sıkmıştı. Biraz arabesk iyi giderdi haleti ruhuma. “Ağlatıp da gülene yazıklar olsun”        
 Şans rüzgârları hiçbir zaman bu deve kuşundan yana esmezken deve kuşunda ki bu güvensizlik normal miydi? Ya da kafa toprağın altında, beden toprağın dışında ne kadar daha yaşanırdı ki hayat.
  Düşünmek dipsiz bir kuyu o yüzden fazla düşünenlerin aklını kaçırması gayet normal. Kendince aklını kaçırma noktasına gelip sonrasında düşünmekten ve hayattan vazgeçmiş biri olarak bunu rahatça söyleyebilirim sanırım.
  Ne Platon ne de Sokrat gibi düşüncelere boğduğum yoktu kendimi. Onlar dünya üzerine düşünürken ben kendi dünyamın derdindeydim. Dünya benim dünyam keyif benim keyfim o zaman artık yönetimi ele alıp çocukluktan bugüne yaşadıklarım ve yaşayamadıklarım için kılıçlarımı çekip hayata hiç değilse bundan sonra istediğim kıvamda devam etmeliydim… Ama nasıl?
  Komşumuz ‘kızım sen depresyondasın’ dediğin de başımla onayladım. Biliyordum bu depresyonu ben. Benim o korkak deve kuşum yüzündendi bu depresyon.
    -Hadi yarın seninle psikiyatriste gidelim
    -Olur
Belki de doktorun bana vereceği iki üç ilaç bu beni ben yapmama yeterdi kim bilir
                                                                                                                                                              a.t