-6-
Ya hep ya hiç. İşte hayat felsefen bu olursa, hep diye ağlar hiçliği yaşarsın. Ben bir hiçim, yaşadığım hiçlik ve sende benim için koskoca bir hiçsin. Ortasını bulmamaya programlanmış beynin asla azıyla mutlu olmaya çalışmaz. İşte böylesi bir mantıkla girdiğim iş yerinde, hem işi hem de aşkı bulup mutluluğa tavan yaptırıp tavanlarda derin yarıklar olmasını düşledim, bilincimin en ücra derinliklerinde. Mantık efendi dürtüp de “kızım aşk maşk lazım değil sana bul adam gibi bir iş” deyişle sıyrılıverdim hayallerden, hayaller zararlıydı her zaman çıkmazlara sokmamamış mıydı beni?
Birkaç sene önce başkalarının yeni güne hazırladığı saatlerde ben dünden kalma beynimi resetlemek için yatağıma kurulurken arkadaşımın telefonu alt üst etti sabah mahmurluğumu. Benim için bir iş görüşmesi ayarlamış fakat bana haber vermeyi unuttuğu için acilen evden çıkmam gerektiğini anlatmıştı.
Evdekilere haber vermeden attım kendimi sokağa söylenilen adresteydim. Tek sorun görüşmem gereken adamın adını hatırlamamamdı. Ünvanını söylemem yetti sekreter kıza.
Genel Müdür henüz işe gelmemişti. Allah’ım iş görüşmelerinden nefret ediyorum. En çok da kendimi anlatmaktan. Ben tek başıma odayı gözden geçirirken içeri giren ellili yaşlarda ki adam haliyle beni biraz olsun rahatlatmıştı.
Konuşmalarından oranın sahibi olduğunu sonradan anlayıp anlık bir şok yaşadıktan sonra Allah’ın parayı istediğine verdiğine bir kez daha tanık oluyordum. Anadolu şivesine ailem ötürü yakın olmama rağmen söylediklerinden tek anlayabildiğim “kızım güzelliğine güvenme sivilce yeter, benim de zenginliğime bir kıvılcım yeter” kısmı oldu.
Anadolu insanın güzellik tercihinin hala balıketlilerden olması benim için sevindiriciydi. Müstakbel patronum konuştukça coşuyor coştukça konuşuyordu. Allah’ım ne işim var burada. Patron olan o’ydu. Bu durumda da söyledikleri mecburen doğruydu. Patron yeni bir konuya geçmişken açılan odanın kapısıyla yerinden kalktı. Sonunda müdür gelmişti. Kapıya doğru baktım. İç ses “kızım sen buna âşık olursun”
Kendimle çoğu kez iç kavgalar yaşasam da bu kez iç sesim çok haklıydı söylenecek pek bir şey yoktu.
Patron odadan çıkarken müdür yerini almıştı tam karşımda. Allah’ım nasıl bir şey bu yakışıklı değil gibi ama bu hal, neden böyle bir his düştü ki içime. Kahretsin. Saplantılı aşklarımdan en az arkadaşlarım kadar kendimde bıkmıştım. “İnşallah almaz”.Neden olmayacak adamlara kayıyordu ki bu kalp.Hem mantık ne diyordu “sadece iş”.
Sabah sevimsizliği bana benziyordu. Büyük ihtimal geceden kalmaydı. Sabah sabah iş görüşmesi için formunda değildi. Adımı sordu. Sustu. Sessizlik oldu. Size hiç uyumadığım zamanlar da ki psikolojimden bahsetmiştim. İşte bu hal ile sessizliği bozma gereği duydum. Kırılan potların altını çizmeme bile gerek yok.
-Aldığım eğitime bakarsak yaşadığım şehirde iş bulamama mı anlamıyorum. Sizin rakiplerinize daha önce birkaç kez iş başvurusu yapmama rağmen bir sonuç alamadım. Özel kuruluşlar da bile hatır gönülle eleman alınması çok saçma.
Evet! Saçma bir şeyler vardı ama bu benim kendi şahsımdaydı. Söylediğim gibi müstakbel platonik aşkım aynı zamanda da müdürüm henüz günü başlamadığından söylediklerimin üstünde durmadı. Bunun üzerine çantamdan özgeçmişimi çıkarırken diplomamı çıkarmam adamın önüne koymam sonrasında verdiğim tepki…
Sonuç da işe alındım. Doğallığımla kazandım sanırım.
a.t